Cezaevleri İmralı’daki tecrit için yeniden eylemde

İktidarın Kürt sorununa dair sarıldığı çözümsüzlük politikasının temel göstergesi İmralı’daki tecrittir. Buna karşı 27 Kasım’da açlık grevi başlatan PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar, Abdullah Öcalan’a yönelik 20 yıldır sürdürülen tecridin tümden sonlandırılması talebiyle bedenlerini bir kez daha açlığa yatırmış durumda. Otoriter yönetim anlayışı ve uygulamaları sonucu hak ve özgürlüklerin tırpanlandığı Türkiye’de, bu durumun giderek farklı alanlardaki […]

 Cezaevleri İmralı’daki tecrit için yeniden eylemde

30.11.2020 - 14:04

Güncelleme : 30.11.2020 - 14:04

İktidarın Kürt sorununa dair sarıldığı çözümsüzlük politikasının temel göstergesi İmralı’daki tecrittir. Buna karşı 27 Kasım’da açlık grevi başlatan PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar, Abdullah Öcalan’a yönelik 20 yıldır sürdürülen tecridin tümden sonlandırılması talebiyle bedenlerini bir kez daha açlığa yatırmış durumda.

Otoriter yönetim anlayışı ve uygulamaları sonucu hak ve özgürlüklerin tırpanlandığı Türkiye’de, bu durumun giderek farklı alanlardaki krizleri beslemesinden ötürü son günlerde iktidarı cenahında hukuk alanına dair ‘reform’ söylemleri hakim. AKP iktidarı reform vaatlerinde bulunadursun, Kürtlerin ve diğer muhaliflerin hukuk eliyle doldurulduğu cezaevleri adeta kaynıyor. Ülkede Kovid-19 salgının etkisi göstermesi ile birlikte cezaevlerine dair duyulan kaygılar üzerine İnfaz düzenlemesi hazırlayan iktidarın, siyasi mahpusları kapsam dışında tuttuğu düzenlemenin 14 Nisan’da Meclis’te kabul edilip yasalaşması ile birlikte 80 bin dolayında adli mahkum cezaevlerinden salıverildi.
Demir parmaklıkların arkasında tutulmaya devam edilen siyasi mahpuslar ise salgın gerekçesi ile getirilen yasaklarla birçok hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakıldı.
CEZAEVLERİNİN DURUMU 
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Tutuklu Aileleri ile Dayanışma Derneği (TUAY-DER) tarafından bölge kentlerinde yer alan cezaevlerinin durumuna ilişkin hazırlanan rapor, tablonun anlaşılması açısından oldukça çarpıcı bilgilere sahip. Son üç  ayı kapsayan rapora göre, mahpuslara yönelik tecrit, işkence ve kötü muamele arttı, salgına ilişkin önlemler yetersiz, hasta tutuklular tedavi haklarından yararlanamıyor, açık ve kapalı görüşler engelleniyor, mektuplar teslim edilip, postalanmıyor.
Karşılaştıkları bu yaklaşımlar ve hukuksuzlukların, 21 yıldır İmralı Adası’ndaki F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan PKK lideri Abdullah Öcalan’a dönük ağırlaştırılmış tecrit politikasından bağımsız olmadığı düşüncesindeki PKKve PAJK’lı tutuklular, aldıkları kararla 27 Kasım’dan itibaren açlık grevine başladı.
Cezaevindeki binlerce PKK ve PAJK’lı tutuklu, Öcalan üzerindeki tecritle birlikte maruz kaldıkları hak ihlalleri son buluncaya kadar 5’er günlük süresiz ve dönüşümlü açlık grevlerini sürdüreceklerini duyurdu.
AİLELERİ ARACILIĞIYLA DUYURDULAR
Aileleri üzerinden kamuoyuna yaptıkları bilgilendirmeler doğrultusunda şu ana kadar Mersin Tarsus T Tipi Kapalı Kadın Cezaevinde kalan Nurcan Aslan, Hatice Kaymak ve Fatma Bese; İzmir-Kırıklar F Tipi Kapalı Cezaevi’nde Sertaç Kılıçarslan, Ozan Alpkaya ve Abdullah Günay; Kocaeli Kandıra 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel, aynı cezaevinde tutuklu bulunan Seher Orçu ile birlikte açlık grevlerine başladıklarını duyurmuş durumda.
Açlık grevine giren isimlerden Nurcan Aslan, neden bu eyleme başladıklarını şu sözlerle açıkladı: “Tecridi kabul etmiyoruz. Tecrit çare değildir. Biz özgürlük talebi ile açlık grevindeyiz. PKK Lideri Öcalan’ın özgürlüğü Kürt halkının özgürlüğüdür. Vakit özgürlük vaktidir. ‘Artık yeter’ diyoruz. Biz direnişimizi vereceğiz. Gerekirse bu anlamda ölümü de göze aldık. Sonuç alana kadar devam edeceğiz. 20 yıl oldu bu tecrit devam ediyor. Halkımız artık ‘tamam’ demeli. Vakit özgürlük vaktidir. Moralimiz yerinde, coşkuluyuz. Direnmek yaşamaktır.”
NEDEN 27 KASIM’DA BAŞLADI?
Eylemin başlama zamanı olarak belirlenen 27 Kasım tarihi, PKK’nin kuruluş yıl dönümü. PKK’nin, Abdullah Öcalan ve arkadaşları tarafından 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis Köyü’nde kurulmasının üzerinden 43 yıl geçti.
Cezaevlerinde başlayan açlık grevleri eylemleri öncesinde Diyarbakır, Mardin , Siirt, Şırnak, Van, Ankara, İzmir, Malatya ve  Batman kentleri polis operasyonlarına sahne oldu. Bu operasyonlarda gözaltına alınan isimler arasında Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (MATUHAYDER) Eşbaşkanı Hüsnü Taş ile derneğin bazı yöneticileri de yer aldığı 60’ın üzerinde kişi gözaltına alındı.
PKK ve PAJK’lı tutukluların başlattığı cezaevlerinde başlattığı açlık grevi, cezaevlerinde bugüne dek yapılan geniş kapsamlı eylemlerin 10’uncusu olacak.
İlki 12 Eylül 1980’de, Kenan Evren’in başında bulunduğu askeri cunta tarafından yapılan darbe sonrası Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın yönetiminde uygulanan akıl almaz işkence yöntemleri ile adı dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi arasına giren Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde yapılmıştı. 1982 yılının 14 Temmuz günü PKK’nin öncü kadrolarından Mehmet Hayri Durmuş, yargılandığı mahkeme salonunda ölüm orucuna başladığını duyurdu. Eylemin 55’inci gününde Kemal Pir, 60’ıncı gününde Hayri Durmuş, 63’üncü gününde Akif Yılmaz, 65’inci gününde de Ali Çiçek hayatlarını kaybetti. Ölüm orucu eylemi, yaşanan bu ölümler sonrası tutsakların taleplerinin kabul edilmesi ile sonlandırıldı.
2012 YILINDAKİ EYLEM ÇÖZÜM SÜRECİNİ GETİRDİ
Aradan geçen yıllar içerisinde karşılaşılan baskı, şiddet ve yasaklardan tek tip kıyafet dayatmasına ve F tiplerine karşı girilen açlık grevi eylemlerinin en kitleselleşenlerinden biri 2012 yılında yaşandı.
Oslo görüşmeleri gibi adımlarla Kürt sorununa dair çözüm  beklentilerinin yükseldiği 2011 yılında, “siyasi soykırım” olarak adlandırılan KCK operasyonları kapsamında, aralarında PKK Lideri Öcalan’ın avukatlarının da olduğu binlerce insan gözaltına alınıp, cezaevlerine dolduruldu. Dolup taşan cezaevlerinde 12 Eylül 2012’de açlık grevine başladı. Onlarca cezaevine yayılan eylem 68’inci gününde Öcalan’ın çağrısıyla ancak sona erdi. Akabinde de çözüm süreci olarak adlandırılan ve 2015 yılına kadar devam eden süreç başladı.
İLK ADIMI LEYLA GÜVEN ATTI
Sürecin bozulmasıyla Öcalan’a yönelik tecrit politikasının yeniden devreye konulması üzerine 2011 yılına benzer şekilde cezaevine konulan siyasilerden Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, 7 Kasım 2018’de açlık grevine başladığını duyurdu. Leyla Güven’in ardından yaklaşık 30 cezaevinde aralarında HDP’li eski milletvekillerinin de olduğu 250’yi aşkın tutuklu açlık grevi eylemine girdi. Eylemlerin giderek büyümesi üzerine Güven hakkında, eyleminin 79’uncu gününde iken tahliye kararı verildi. Leyla Güven, eylemini evinde sürdürdüğü süreçta Uğur Şakar, Zülküf Gezen, Ayten Beçet, Zehra Sağlam, Medya Çınar, Siraç Yüksek, Yonca Akici ver Mahsum Pamay olmak üzere yurt içi ve dışından 8 isim hayatına son verdi.
BAKAN ‘ENGEL YOK’ DEDİ
Açlık grevlerinin oluşturduğu baskıyla, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, avukatlarının müvekkilleri Öcalan ile görüşmelerinin önünde hiçbir engel bulunmadığını açıklamak zorunda kaldı ve İmralı’nın kapıları açıldı. 8 yıl aradan sonra İmralı’ya gidebilen avukatlar, 2-22 Mayıs, 12-18 Haziran ve 7 Ağustos 2019 tarihlerinde olmak üzere Öcalan ile 5 görüşme gerçekleştirdi.
Leyla Güven, avukatlarının Öcalan’dan getirdiği mesajla 200’üncü gününde eylemini sonlandırdı.
YENİDEN TECRİT
Fakat sonrasında tecrit politikası yeniden devreye konuldu ve Öcalan’la görüşmek için ailesi ve avukatları tarafından 7 Ağustos’ta yapılan son görüşmeden bu yana yapılan başvurulara yanıt bile verilmiş değil. Bu yaklaşım karşısında cezaevlerindeki PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar, Türkiye ve Ortadoğu’daki kaosu büyütmekten öte sonuç vermediğini dile getirdikleri İmralı tecridinin tümden sonlandırılması için yeniden bedenlerini ortaya koymuş durumda.

YORUMLAR
Bir Yorum Yapın