Başak Demirtaş: ‘AKP’li MHP’li olmayan herkes…

Başak Demirtaş, AKP-MHP iktidarının muhaliflere yaklaşımını eleştirdi ve, AKP’li, MHP’li olmayan herkesin terörist olarak görüldüğünü söyledi. Eşi ve HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği hak ihlali kararlarına rağmen tahliye edilmemesini de eleştiren Başak Demirtaş, “Biz, (Selahattin Demirtaş’ın) siyasi rehine olduğunu biliyorduk. AİHM kararı ile bu uluslararası anlamda belgelendi” […]

 Başak Demirtaş: ‘AKP’li MHP’li olmayan herkes…

19.01.2021 - 14:51

Güncelleme : 19.01.2021 - 14:51

Başak Demirtaş, AKP-MHP iktidarının muhaliflere yaklaşımını eleştirdi ve, AKP’li, MHP’li olmayan herkesin terörist olarak görüldüğünü söyledi. Eşi ve HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği hak ihlali kararlarına rağmen tahliye edilmemesini de eleştiren Başak Demirtaş, “Biz, (Selahattin Demirtaş’ın) siyasi rehine olduğunu biliyorduk. AİHM kararı ile bu uluslararası anlamda belgelendi” dedi.

Euronews’tan Dilek Gül’ün haberine göre, AİHM’in kararıyla ilgili, “Tarihe Selahattin Demirtaş kararı olarak geçmiş olabilir ama haksız yere tutuklanan ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan birçok insan var Türkiye’de” yorumunu yaptı.

AİHM kararına rağmen Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılacağını düşünmediğini ifade eden Başak Demirtaş şunları söyledi:

“Selahattin’in tutuklanmasının hukukla alakalı olmadığını gördük. Yaşadığımız ihlaller, karşılaştığımız haksızlıklar, mahkemelerdeki hukuksuzluklar ve iddianamelerden bu durumun hukukla alakası olmadığını gördük. O nedenle biz Selahattin’in mevcut yasalara göre bir gün dahi tutuklu olmaması gerektiğini biliyoruz zaten. Selahattin ve arkadaşlarının özgürleşmesinin yasalarla, Anayasa ya da hukukla alakalı olmadığını biz biliyorduk.

Tabii ki bu kararın çıkması çok önemliydi, sevindirdi bizi. Çünkü hem Selahattin’in hem de diğer HDP’li siyasetçilerin, belediye başkanlarının, Figen Yüksekdağ’ın, İdris Baluken’in, Bekir Kaya’nın ve adını sayamayacağım bir çok siyasetçinin siyasi rehine olduğunu biz biliyorduk. AİHM kararı ile bu uluslararası anlamda belgelendi. Tarihe Selahattin Demirtaş kararı olarak geçmiş olabilir ama aynı zaman da Figen Yüksekdağ kararı ya da haksız yere tutulan gazetecilerin kararı. Yani sadece HDP’lilerle ilgili bir karar da değil. Çünkü Türkiye’de haksız yere tutuklanan ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan bir çok insan var.”

“Herhangi bir şey ile ilgili iktidarın bir eksiğini söylediğinizde terörist oluyorsunuz, yargılanıyorsunuz. Yargının sopası sürekli başınızda duruyor. Türk Tabipleri Birliği terörist oluyor. Nedeni sağlıkla ilgili eksiklikleri söylemesi. Barolar terörist oluyor. Ya da Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri terörist oluyor. AKP ve MHP’li olmayan herkes maalesef terörist” ifadelerini kullanan Başak Demirtaş’ın açıklamalarının satır başları şöyle:

”Türkiye’de hukuk ve adaletin işlediğini düşünmüyorum. Sadece bugün ile ilgili değil. Türkiye’de tam bir demokrasi hiçbir zaman olmadığı için hukuk sisteminde hep sorunlar oldu. Hala devam ediyor ama özellikle son altı yılda hukuk düzeninin yerle bir olduğunu düşünüyorum. Eskiden hiç beğenmediğimiz yasa ve Anayasa’ya göre kararlar alınırdı. Ama son altı yılda maalesef böyle değil. Özellikle iktidar partisi bekasını daha ne kadar sürdürülebilir diye mahkemelerde kararlar alınıyor. İktidar partisinin talimatlarına göre kararlar alınıyor.

Belki çok istisnai durumlar olabilir ama genel olarak mahkemelerde durumlar böyle. Yasa ve Anayasa’nın çiğnendiği, hukuk düzeninin kalmadığı bir toplumda yaşıyoruz. Bu çok sakıncalı bir durum. Şu anda AKP’ye oy vermeyen hatta oy verse bile desteğini sürekli yenilemeyen insanlar bile terörist olarak suçlanıyorlar. O nedenle hukuk sisteminin adil olduğunu düşünmüyorum. Yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Sadece ben değil, toplumun büyük çoğunluğu böyle düşünüyor. Geçenlerde bir ankette toplumun yüzde 60’ının yargının bağımsız olmadığına inandığını gördüm. Bu çok kaygı verici bir oran.

Bir ülkede hukuk düzeni olmazsa o ülkede kimse kendini güvende hissetmez. Ayrıca sadece siyaseten muhalif olmanızla alakalı da değil, ekonomi ya da herhangi bir şey ile ilgili iktidarın bir eksiğini söylediğinizde terörist oluyor, yargılanıyorsunuz. Yargının sopası sürekli başınızda duruyor. Yani mesela Türk Tabipleri Birliği terörist oluyor. Neden? Sağlıkla ilgili eksiklikleri söylüyor. Barolar terörist oluyor. Ya da Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri terörist oluyor. Yani AKP ve MHP’li olmayan herkes maalesef terörist. Bir de şöyle bir durum var eskiden yargılama mahkemelerde olurdu, şimdi öyle değil. Şimdi iktidarın temsilcileri televizyonlarda yargıya neredeyse talimat verecek şekilde söylemlerde bulunuyorlar.”

Başak Demirtaş iktidarın hukuk reformu söylemini de şu sözlerle yorumladı:

“Aslında Demirtaş ve arkadaşlarının dışarı çıkması için bir yargı reformuna ihtiyaç yok. Mevcut yasaların uygulanması bile tek başına yetecek. Çünkü çok keyfi. Hukuken Selahattin yargılanmıyor, siyaseten rehin tutuluyor. O nedenle yeni bir yargı reformuna ihtiyaç yok. Gerçekten bir şeyler yapmak istiyorlarsa, Türkiye’de bir şeylerin kötü gittiğini düşünüyorlarsa mevcut yasa ve Anayasa’yı uygulamaları yetecek bence. Tabi ki Türkiye’deki yargı sisteminin iyileştirmelere ihtiyacı var her şey güllük gülistanlık diyemeyiz. Ama Selahattin’in ve arkadaşlarının dışarı çıkması için mevcut yasaların uygulanması yetiyor. AİHM kararı var başka bir şeye ihtiyaç var mı? AİHM söyleyeceğini söylemiş, derhal serbest bırakılmalı demiş.

Selahattin’in alınmasına bir gözaltı operasyonu demek eksik kalır. O gece bizlerden, ailesinden adeta kaçırıldı. Gece saat 01.20 sularında kapımız adeta kırılırcasına çalındı. Kapıyı kıracaklarını söylediler ben de çocukların evde olduğunu ve korktuğunu söyledim. Sonra da kapıyı açmak durumunda kaldım.

‘Aslında o gece için bir gözaltı operasyonu demek belki eksik kalır. Yani Selahattin o gece bizlerden ailesinden adeta kaçırıldı. Çünkü Selahattin daha iki gün önce yurt dışından gelmişti ve gün boyunca da evdeydi. Sabah kahvaltı yaptık, ben okula gittim. O da evdeydi. Gün boyunca istedikleri bir anda gelip Selahattin’i evden alıp dedikleri gibi gözaltı operasyonu yapabilirlerdi. Bunu tercih etmediler. Gece saat 01.20 sularında kapımız adeta kırılırcasına çalındı. Bizim binanın 500 metre ötesinde bile polisler vardı. O sırada ne olduğunu anlamadım, bu sıradan bir gözaltı operasyonuna benzemiyordu.

Kapıyı kıracaklarını söylediler ben de çocukların evde olduğunu ve korktuğunu söyledim. Sonra da kapıyı açmak durumunda kaldım. Selahattin de hazırlanmaya devam ediyordu. Derken onlardan biri hızlı bir şekilde içeriye girdi. Bir sürü kar maskesli insan kapının önünde bekliyordu. Hatta sonra her katta ve yangın merdiveninde kar maskelilerin olduğunu öğrendim. Komşular ne olduğunu tahmin edip kapıya çıkmaya çalışmışlar onlara silah doğrultup kapıyı açmayacaksınız denilmiş. O nedenle o gece Selahattin’in adeta bizlerden ailesinden kaçırıldığını düşünüyorum.

Özellikle olağanüstü bir şey yaratmak istediler. Yoksa 6 milyon oy almış bir partinin eş genel başkanına gelir gözaltı kararı olduğunu söylersin ve kendisi de gelir zaten. Kaçmak istese daha iki gün önce yurt dışından gelmiş ve hatta dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra da defalarca yurt dışına gitti geldi bu süreçte. Tutuklanacağını bile bile geldi. Tutuklandığının sabahında kahvaltıda çocuklarla konuştuk, onları hazırlamaya çalıştık. Selahattin böyle bir şeyin olabileceğini söylemişti. Selahattin bunu öngörüyordu ve o burada kalıp mücadele etmeyi tercih etti.

Selahattin’i ilk görmeye gittiğim zaman… Selahattin önceden bana avukatları aracılığıyla bana X-ray cihazı nedeniyle uygun giyinmem konusunda uyarıda bulunmuştu. Ben de ona göre giyinip gittim. 15 gün sonra ilk kez Selahattin’i göreceğim. Ancak X-ray cihazından geçemiyorum. Ötüyor sürekli. Ben de kaygılanmaya başladım. Çünkü bana öterse geçemezsiniz deniliyor sürekli. Sonra oradaki bir memur arkadaş kotunuzun düğmesi ötebilir onu tutarak geçin dedi. Sanırım onuncu denememde ötmeden geçebildim. Orada sevinçten zıpladım, hatta oradaki memur arkadaşlar da bana güldü. Selahattin’i gördüm, iyiydi. Sonra eve döndüm. Herkes Selahattin’i merak ediyor. Selahattin’in kız kardeşi Bahar benden görüşme ortamını tariflememi istedi. Ben de görüşme ortamını anlatıyorum telefonla konuşuyorduk, cam vardı, tel örgü ve demir parmaklık yoktu dedim. Daha sonra bir dahaki görüşe Bahar ile gittik, görüşme odasına girdik. Sonra Bahar bana döndü, Başak abla pembe demir parmaklıklar var dedi. Ve ben ilk görüşte bunu görmemiştim. 10 cm aralıkla demir parmaklık varmış ama direkt Selahattin’in gözlerine bakıp konuştuğum için görmemiştim. Sadece cam olarak tariflemiştim. Bir keresinde de kapalı bir görüşte Selahattin ile bakışlarla konuştuk. Sonra memur bir arkadaş geldi dedi ki bir şey mi oldu. Biz de dedik ki hayır bir şey olmadı. Daha sonra memur telefonda sesiniz gelmiyor diyince, Selahattin yapmayın arkadaşlar karımla bakışamayacak mıyız diye sordu. O da unutamadığım anlardan biri.”

Son dört yılda üzüldüğüm çok şey oldu. Maalesef Türkiye’de son beş altı yılda hiçbir şey iyiye gitmedi. Daha da katmerli bir şekilde kötüye gitti. Tek bir anı sayamayacağım ama 5 Haziran Diyarbakır katliamının yaşandığı gün… Suruç katliamı, Gar katliamı ve Kemal Kurkut’un katledilmesi… Yani sayamayacağım çok anlar var. Her gün yaşanan kadın katliamları…

‘Belki savunma mekanizması diyebilirsiniz ama ben bir şeye çok sevinip çok üzülmüyorum. Çünkü son yıllarda sevindiğimiz çok şeyin arkasından hep kötü şeyler geliyor. Ya da üzülmüşsek hep daha kötüsü oluyor. Öyle çok sevindiğim bir an şu anda aklıma gelmedi.”

YORUMLAR

YORUMLAR
Bir Yorum Yapın